Kepaze Zamanlarda İlişkiler 5: Üstünkörü Yaşamların Üstünkörü Sevgileri

Sevgili gönül dostlarım, merhabalar. İki haftalık bir aranın ardından tekrar birlikteyiz. Maalesef geçtiğimiz hafta grip salgını kervanına katıldığım için yazamadım. Kendimi ancak toparlıyorum fakat bu hafta yazmadan duramadım. Çünkü günümüzde bir salgın daha var: İlişkide şerefsizlikler salgını. Üstelik bu salgına ne C vitamini ne tavuk suyu çorbası iyi geliyor. Bu salgın hız kesmeden yayılmaya devam ediyor.

Geçtiğimiz dört yazıda arkadaşlarımın ilişki hayatlarının oldukça çalkantılı ve hareketli olduğu izlenimini edindiğinizi düşünüyorum. Bu iki hafta boyunca da ilişkileri sakin geçmedi. Üç farklı arkadaşım yaşadıklarını anlattı. Ben kuru bir öksürük ve okudukça daha çok açılan gözler ile dinledim. Hatta bu şerefsizliklere blogda sövmem istendi. Ben de reddedemedim. Bu yazıda söveceğiz, şerefsizlerin karşısında duracağız. Bu kepaze zamanların üstünkörü sevgilerini konuşacağız.

İlk hikayemiz günümüz deyimiyle ghostlanan arkadaşımın hikayesi. Arkadaşım bir dating app aracılığıyla birisi ile tanışıyor. Buluşuyorlar. Arkadaşım uygun olmadığı için sonra buluşalım diyor hatta ama çocuk ısrar edip o gün buluşmak istiyor. Sırf arkadaşımı görebilmek için arabasıyla arkadaşımın oturduğu mahalleye geliyor. Buluşma gayet güzel geçiyor. Hoş sohbet, şakalar, gülüşmeler. Gece arkadaşımı eve bırakıp eve döner dönmez de buluşmanın çok güzel geçtiğini ve tekrar buluşmak istediğini yazıyor. Bakın buraya kadar ne güzel bir hikâye değil mi? Sadece burayı okusak “vay, helal olsun çocuğa, kaldı mı dating app’lerde böyle insanlar?” deriz. Demeyin dostlarım demeyin. Yalancının mumu yatsıya, dating app’deki erkeğin şerefi ikinci buluşmaya kadar. O gece buluşmanın ne kadar güzel geçtiğini söyleyen o çocuk, diğer gün arkadaşımın mesajına cevap vermiyor. Bugüne kadar bu blogda olabildiğince sakinliğimi korumaya, ağzımı bozmamaya çalıştım fakat arkadaşlar buraya kadar. E şerefsiz çocuk, ne değişti iki saatte? Evine kadar geldiğin, buluşmak için ısrar ettiğin insanın mesajına cevap vermemek nedir? Neler oluyor bize, neler oluyor ilişkilerimize dostlarım?

İkinci hikayemizde çocuğun ne halt olduğunu anlamak için buluşmaya gerek kalmadı. Bir arkadaşım Instagram üzerinden bir çocukla konuşmaya başladı. Sonradan ortak bir arkadaşları tarafından şunu öğrendik: Bu çocuk aslında benim arkadaşım ve onun okulda birlikte takıldığı başka bir insanı birlikte beğeniyormuş. Arkadaşımın birlikte takıldığı insanın sevgilisi olduğunu öğrenince arkadaşıma yazmış. Ya sevgili dostlarım böyle bir şey olabilir mi? IKEA’dan koltuk mu beğeniyoruz? Beğendiğimiz gömleğin bedeni kalmadığı için farklı bir rengini mi alıyoruz? Neler oluyor bize, neler oluyor ilişkilerimize?

Üçüncü hikayemiz ise bir vefasızlık hikayesi. Benim hastalığımdan birkaç hafta önce başka bir arkadaşım hasta oldu. Onunki grip de değildi. Ateşi 39’ları gördü, günlerce uyuyamadı. Bir süre daha iyileşemese palyatif bakımda ziyarete gidecektik büyük ihtimal-Allah korusun, tahtaya vuralım lütfen-. Arkadaşımın o dönemde konuştuğu, birlikte geceler geçirdiği, çorbalar yaptığı insan tek bir mesaj atmadı. Ve bunu arkadaşımın hasta olduğunu bilmesine rağmen yaptı. Yahu arkadaşlar, insan bir nasıl oldun, yardıma ihtiyacın var mı yazmaz mı? Yazmıyormuş. İşin ilginci, şu an yazarken aklıma geldi. İlk hikâyede anlattığım arkadaşım da başka bir çocukla yaklaşık 1 ay önce bunu yaşadı. Ve sonrasında iki arkadaşım da bu insanlarla konuştu. Ne deseler beğenirsiniz? Bir daha hastalanırsan söyle. Neden bu kadar hastalandığını söylemedin. Ben sormasam da seni düşünüyordum. Yalanın ağızda yuva, sevgilerin lafta, ilişkilerin ise güzel bir ihtimal olduğu bir dönemdeyiz. Neler oluyor bize, neler oluyor ilişkilerimize dostlarım?

Üstünkörü Yaşamlar ve Sevgiler

Bu hikayeler benim arkadaşlarıma özel değil. Bazen sosyal medyaya girdiğimizde, bazen bir barda otururken bunlara benzer onlarca hikâye duyuyoruz. Bu kadarı da olmaz dediğimiz her şey oluyor. Beterin beteri sürekli karşımıza çıkıyor. Peki ya neden? Bir değil, iki değil, üç değil. Sürekli buna benzer hikayeleri neden duyuyoruz? Bir iki hikâye olsa, ya sana kötüsü denk gelmiş, maalesef böyle insanlar da var der geçerdik. Fakat gördüğünüz üzere durum böyle değil. Artık bunları yapanlar değil, yapmayanlar yadırganıyor. Sebebi ise aslında çok belli: Kepaze zamanların, kepaze ilişkileri.

Tüketim, haz ve etiketin odakta olduğu bir zamanda yaşıyoruz. Sürekli yeni bir şeyler denemek, yeni heyecanlar aramak ve bunları paylaşmakla ilgileniyoruz (Arkadaşlarımızla değil takipçilerimizle, yanlış anlaşılma olmasın). Haz yaşamadan hayatın bir anlamı olmadığına inanıyoruz. İnsanları, eşyaları, dizileri, her şeyi etiketiyle değerlendiriyoruz. İçerikten çok şekle odaklanmış bir durumdayız. Haliyle bu durum ilişkilerimize de yansıyor. Tüketime, hazza ve etikete/şekle odaklanan insan karşısındakini görmeyi unutuyor. Kalıcı bir bağ veya hikayesi olan bir ilişkiden ziyade üstünkörü ilişkilerle ilgileniyor.

Öncelikle tüketimden başlayalım. İlk olayda ghostlanan arkadaşımdan bahsetmiştim size. Çok yüksek ihtimalle o çocuk, dating app’de aynı anda birden fazla kişiyle konuşuyordu. Günahını almak gibi de olsun, kusura bakmayın. Arkadaşımla diğer gün buluşalım dediyse de o gün başkasıyla buluşmuş olma ihtimali oldukça yüksek. Yeni eşleşmeler, yeni flörtler, yeni dateler. Ve günün sonunda ghostla gitsin. Sanki kıyafet değiştiriyormuş gibi her gün başkasıyla buluşulsun. Geçen günlerde, bu arkadaşım dinlediği bir podcastte dating app’lerin hayal kırıklığından beslendiğini duyduğunu söylemişti. Ben bunu arttırıyorum, dating app’ler şerefsizlikten besleniyor. Sürekli tüketen aç insanlardan. Birisini biraz daha tanımaktan ödü kopan, üstünkörü ilişkilerle karnını doyuran insanlardan. Karşısındakinin duyguları, beklentileri ve dünyasından bihaber sadece kendi yaşamına ve tükettiklerine odaklanan insanlardan. İşte günümüz kepaze zamanları. Birisi ile eşleşirsiniz, konuşur ve buluşursunuz. Ardından onu köşede tutmak için tekrar buluşalım çok güzeldi yazarsınız. Sonrasında bir bakmışsınız yeni bir eşleşme. Yeni bir heyecan. Yeni bir nesneyi tüketme ihtimali. Dün buluşup eğlendiğiniz insanı bir anda unutur, yeni eşleşmenize odaklanırsınız. Konuşur ve buluşursunuz. Sonra ne mi olur, yeni bir eşleşme. Ve her şeyi sil baştan. Ben sizin dating app’nize, şerefsizliğinize çomak sokayım.

Gelelim haza. Ben genel olarak oldukça rutin insanıyım. Belli bir saatte uyan, yemeğini ye, çalış, belli aralıklarla sigara iç, odana dön ve uyu. Rutinim bozulduğunda da gerilirim. Bundan mıdır bilmem, haz arayışı bende bir anlam ifade etmiyor. Arkadaşlarımın sürekli cinsel birliktelik arayışında oluşuna, bu hazzı iki hafta yaşayamadıklarında şikâyet etmelerine bir türlü alışamadım. Veya başka haz veren şeylere. İlişki bağlamında konuşacaksak-malumunuz bir ilişki bloguyuz- eski kafalıyım sanırım. Gidelim bir yerde tatlı yiyelim, güzel bir parkın sakin bir bankında oturalım, el ele tutuşmaktan biraz utanalım, gözlerimizi kaçıralım. Ne bileyim, aramızda heyecandan doğma bir mahcubiyetin olmasını, ne yapacağını bilememeyi seviyorum sanırım. Eşleş, seviş, ayrıl bana göre değil. Yapana sözümüz yok fakat bu kadar haz odaklı olduğunuzda o kalıcı bağı kurmak beyhude bir çabadan öteye geçemiyor. Hem iki insanın bir araya gelip bir ip gibi sıkıca bağlanmasını bekliyoruz hem de sürekli kıvılcımlar olsun, ateşler çıksın -nasıl sevişme metaforu ama! – istiyoruz. Dostlar kusura bakmayın ama bağlanmadan yanar o ipler. Eğer o kalıcı bağı istiyorsak üstünkörü bir hazdan öteye geçmeli, karşımızdakini tanımalıyız diye düşünüyorum. Birlikte konuşabilmeli, onun dünyasına girebilmeliyiz. Onun dünyasına girmekten mutluluk duymalıyız. Birlikte bir yolu yürümenin heyecanını ve anlamını yaşayabilmeliyiz. Oruç Aruoba’nın “ile” kitabında çok sevdiğim bir bölüm var. Bana bu kepaze zamanlarda unuttuğumuz bir şeyi hatırlatıyor: İlişkide birlikte yürüyebilme. Ortak bir amaç, erek için yoldaş olabilme. Aynı yöne doğru birlikte bakabilme.

“elele yürümek- bunu yapabilecek miyiz?” diye sormak istemiştim sana: –

herhalde -galiba kemal demirel’den yıllar önce işittiğim; belki kendi sözü olan- o sözü anımsamıştım: ‘sevgi, iki insanının birbirlerinin yüzüne bakmaları değil, birlikte aynı yöne bakmalarıdır.’

Elele tutuşma edimini düşün – bunu, en başından başlayarak, kendiliğinden, doğallıkla, hiç yadırgamadan yapmıştık: benim sağ elim, senin sol elin; tıpatıp, iç içe, sımsıkı… öyle olurdu ki, sokağa, yürümeye çıktığımızda, ellerimiz sanki kendiliklerinden bilirlerdi tutuşmaları gerektiğini; aynı anda da, karşılıklı, birbirlerini bulup, kavuşurlardı.

bu, birbirimize iletmekte olduğumuz anlam(lar)ın bir tür odak noktasıydı – sanki, ilişkimizin, somut, fiziksel, hatta ‘duyumsal’ temeli..

ve tabii, ‘yürümek’ – bu konuda kafamı nasıl bozmuş olduğumu biliyorsun : y ü r ü m e – b i r l i k t e yürüme… -daha ulu birşey bilmiyorum. -sevişmek bile, bütün yakınlığıyla, yüceliğiyle, güzelliğiyle; ama patlayan ve sönen tutkusuyla, heyecanıyla, doyumuyla, birlikte yürümekten daha üstün değil- hele, bir de, birlikte gidilecek bir yer (bir amaç, bir erek) varsa…

yürüyüş-

ne kavram ama”

@dolcebudak – Instagram

Ve son olarak şekilcilik. İkinci hikâyede iki yakın arkadaşı birlikte beğenen bir şerefsizden bahsetmiştim sizlere. Ve sonrasında diğer insanın sevgilisi olduğunu öğrendiği için arkadaşıma yazdığını söylemiştim. Bu bana lisede yaşadığım bir olayı hatırlattı. Lisenin ilk senesinde ortalık çok hareketlidir. Herkes bir arayıştadır. Bir gün tuvalete gitmiştim ve bilirsiniz ki erkekler tuvaleti korkunç bir yerdir. Daha da korkuncu olan liseye yeni başlayan erkeklerin kullandığı tuvaletlerdir. Ve bir pazarlığa kulak misafiri oldum. İki arkadaş hangi kıza hangisinin yazacağını pazarlık etti. O kıza sen yaz, bu kıza ben yazayım. Yok olmaz o daha güzel ben yazayım ona. O zaman diğer (üçüncü bir kişi) kıza ben yazarım. Ve bu konuşma böyle uzayıp gitti. Ben insanlar büyüdükçe akıllanırlar diye düşünüyordum. Yanılmışım. Aynı tas aynı hamam devam ediyorlarmış. İnsanız ve birisini gördüğümüzde etkileniyoruz, buna lafım yok. Dışarıdan beğendiğiniz bir insan olabilir. Fakat gerek arkadaşımın yaşadığı gerek tuvalette kulak misafiri olduğum şey beğeni değil. Şekilcilik. Kimse güzel bir ilişki, kalıcı bir bağ, kendisini anlayan bir insan istemiyor. Herkes güzel şekli olan bir eşyaya sahip olabilme derdinde. Çünkü artık üstünkörü bir yaşamdayız. İlişkilerimiz de üstünkörü. Güzel, yakışıklı bir sevgilimiz olsun yeter. Şeklen yanımızda dursun. Kendimizle gururlanalım, ulan diyelim ne güzel sevgilim var. Veya dating app’lere girelim güzel insanları sağa, diğerlerini sola kaydıralım. Kimmiş, neciymiş bakmayalım. Eğer güzel bir şekliniz yoksa, ne anlattığınızın hiçbir önemi yok. Öyle ya, gym’ler kitapçılardan veya sinema salonlarından daha dolu artık. Görülmemizi sağlayanlar okuduklarımız, yaşadıklarımız veya düşünümümüz değil. Kaç kilo kaldırdığımız, kaç karın kasımızın olduğu. Dedem eskiden kiraz satmaya giderken iyi gözüken kirazları kasanın üstüne koyar hafif çürük ve küçük kirazları alta saklamamızı söylerdi. Günümüz üstünkörü ilişkilerinin de bizim kiraz kasalarından bir farkı olduğu söylenemez.

Bu örnekler uzar gider. Tüketim, haz ve şekilciliği de uzun uzadıya konuşurum. Sinirliyim bu konulara. Lakin kafanızı çok şişirmek istemem. Uzun lafın kısası üstünkörü bir yaşamdayız dostlar. Üstünkörü bir instagrama girmek, bir kitaba göz gezdirmek, kısa bir dizi izlemek. Yemekten eve dönerken ailemizi beş dakikalığına aramak. Her şeyi üstünkörü yapıyoruz. İlişkilerimizi de öyle. Tekrarlayacağım ama bu kadar tüketmeye, hazza ve şekilciliğe odaklandığımız bir yerde üstünkörü olmayan bir ilişki beyhude bir çaba. Gerçi böyle bir çabamız var mı, ondan da emin değilim. Peki ya ne yapmalı? Üstünkörü olmamaya çalışmalı. Kendinize de karşınızdakine de bir şans tanımalı. Kaç kitap okuduğumuza odaklanmaktansa okunan kitapla bir bağ geliştirip anlamaya çalışmalı. Sürekli yeni bir şeyler denemek zorunda olmadığımızı hatırlamalı. Ve belki de en önemlisi, dünyanın sadece bizim etrafımızda dönmediğini unutmamalıyız. Üstünkörü geçtiklerimizin de bir hayatı, duyguları ve dünyası var. Bir insanın mesajına dönmemek, onlarca günü birlikte geçirdiğin bir insan hasta olunca yazmamak, aynı anda iki yakın arkadaşı beğenmek. Bunları sadece dünyanın kendi etrafında döndüğüne inanan insanlar yapabilir diye düşünüyorum. Bunları yapmaktansa maruz kalan dostlarım, bir sözüm de size. Biliyorum, bu hareketler güven kırıcı. Dünyaya, insanlara, ilişkilere ve sevgilere olan güveni azalıyor insanların. Dünyadaki herkesin böyle olduğuna inanıyor. Haklısınız. Ama sizi temenni ederim ki dünyadaki herkes böyle değil. Bakın bu bloga, yorumlara, ne kadar çok insanın bu kepaze zamanlardaki ilişkilere sövdüğünü göreceksiniz. Dünyanın kendi etrafında dönmediğine, hazdan başka şeyler olduğuna inanan ve şekilden çok içeriğe inanan insanlar da var. Hiç de az değiller. İnanıyorum ki bu insanlar birbirlerini bulacaklar. Bulmuş olanlar birbirlerinin kıymetini bilecekler. Dünyayı sevgi kurtaracak, sevgiyi bizler değiştireceğiz.

İstanbul’da bir cumartesi gecesi. Dışarıda sağanak yağmur var. Yorgunum. Hastalıktan, hayattan, yaşanmışlardan ve yaşanacaklardan yorgunum. Bir sigara yaktım ve yağmuru izliyorum. Neresinde yanıldığımı düşünüyorum bu hayatın. Sigarama bir yağmur damlası düşüyor. Ben bu yazıyı bitiriyorum.

Not: Bundan sonraki süreçte iki haftada bire düşüreceğiz sanırım yazıları. Önümüzdeki bir iki ay yoğun ve önemli bir süreç beni beklediği için haftada bir yazıya yetişemeyeceğim gibi gözüküyor. Kusura bakmayın, umarım içerikle affettiririm kendimi.

“Kepaze Zamanlarda İlişkiler 5: Üstünkörü Yaşamların Üstünkörü Sevgileri” için 2 cevap

  1.  Avatar
    Anonim

    eyyy dost, öncelikle ellerine sağlık. anlattıkların beni o kadar derinden kinlendirdi ki şu anda mutlu olduğum anlamlı bi ilişkim olduğu halde içime oturdu ve bütün insalığa karşı kılıç kuşanasım geldi. aklıma da covidin en pik yaptığı zamanlarda -hem de biz ailecek covid olmuşken- benden ayrılan bir sevgilim geldi ve iyice öfkem perçinlendi. insan düşmanına yapmaz bunu. neyse, yine de ilişkilerinin üstünkörü olmasını istemeyen insanlar hala bir yerlerde yaşıyorlar, bunu bilmek güzel. o iyi insanlar, o güzel dating applere binip gitmediler daha…

    Beğen

  2.  Avatar
    Anonim

    “hazza ve şekilciliğe odaklandığımız bir yerde üstünkörü olmayan bir ilişki beyhude bir çaba.”

    Eğer bunları okuyan insanlar, içinde sıcaklık hissetmenin peşinde koşanlar, usulca birisine güvenenler ya da bakarak sevenler ile de doluysa çevremiz o zaman çaba göstermezsek biz kepaze olmaz mıyız 🙂 bir direniştir yaşamak arkadaşlar! Pes etmek yok 🙂

    Beğen

Yorum bırakın