Kepaze Zamanlarda İlişkiler 3: Severek Ayrılanlar

Spotify, 2019 senesinde en sevilenler listemizi açıkladığında ilginç bir şey yaşanmıştı. 20 yaşında bir gencin en çok dinlediği şarkıcı Ayna olmuş, en çok dinlediği şarkılar listesine ise tamı tamına 10 Ayna şarkısı girmişti. Evet, o genç benim. Tahminimce, Erhan Güleryüz’ün bundan haberi yok, kendisinin benim kadar Ayna dinlediğinden de şüpheliyim. Ve evet, Severek Ayrılanlar en çok dinlediğim şarkılar arasındaydı.

Sizlere önce yazının konusunu seçmeme sebep olan olayları anlatmak isterim, böylelikle meramımın daha iyi anlaşılacağını düşünüyorum.

İlk olarak sizleri bundan yaklaşık bir ay öncesine götürüyorum. Bir arkadaşım sevdalanmış, şansı da yaver gitmişti. Karşısındaki de onu seviyordu. Uyurken sırtını okşuyor, günlerinin nasıl geçtiğini soruyor, arkadaşımın ilgi duyduğu şeyleri merak ediyordu. Günler gecelerine, geceler günlerine karışmıştı. Buraya kadar her şey güzel. Hatta birçoğunuzun şu iki satırı okurken bile gözlerinin açıldığını, yalnızların duygulanıp sevgilisi olanların kendilerini şanslı hissettiğini görebiliyorum. Fakat, ortada bir sorun vardı-malumunuz hayat sorunsuz geçmiyor-. Arkadaşımın sevdiği kişi 14 gün sonra başka ülkeye taşınacaktı. Bu 14 günü birlikte, anlattığım şekilde geçirdiler. Arkadaşım daha da fazlasını anlattı ama şimdi olur da okur diye anlatmıyorum-sevgili dostum bu satırları okuyorsan lütfen ağlama. Peki ya ne oldu 14 gün sonra? Çocuk gitmekten mi vazgeçti? İşini, gücünü bırakıp arkadaşımın yanına mı yerleşti? Ya da tam otobüse bindikten sonra bu ayrılığa dayanamayacağını anlayıp, Canım Ailem’deki Ali-Seyhan sahnesindeki gibi, geri mi indi? Maalesef hiçbiri. Bu kepaze zaman bize yüzümüzde tebessüm oluşturan hikayeleri vermiyor, vermez. İnsanlar kendilerini kariyerleri, gelecekleri için ayrılmak zorunda hissederler. Mobilitenin artması ve her zaman çıkılacak daha yüksek bir hedefin olması, yanına severek ayrılanları almış, ardında gözü yaşlı benim dostumu bırakmıştır.

Burada bitmedi. Bu arkadaşım nispeten şanslıydı. Az da olsa sevdiği insanla birlikte olabilmiş ve güzel zaman geçirmişti. Gerçi bilmiyorum buna şans denir mi, orası sizin kararınız. Fakat çoğu zaman bunu bile elde edemiyoruz. 24 yaşındayım. Ve bu yaşın ne demek olduğunu az çok hepiniz biliyorsunuz. Çevremdeki tüm insanlar doktoraya yurtdışına gidip gitmemeyi, farkı ülkelerden farklı şehirlerden gelen iş teklifini kabul edip etmemeyi düşünüyorlar. Bu insanların bir ortak noktası daha var. Sevgiden kaçıyorlar. Birliktelikten, birlikte hayal kurmaktan, birlikte bir geleceği tasarlamaktan. Çünkü günün sonunda ayrılacaklarını biliyorlar. Kariyerleri için verecekleri bir kararda “bir insanı” düşünmek zorunda kalmak istemiyorlar, o insanı sevseler bile. Ne oluyor öyle olunca? Yakında ama uzak, birlikte ama değil, seven ama sevmemek zorunda hisseden insanlar. Bir ilişkinin hafifletici tarafını, yoldaşlığını unutup hayatlarına aldıkları her insanı yük olarak gören insanlar. Birbirlerini sevdiklerini dahi söyleyemeyen insanlar. İlişkiler emek istiyor, bunu hepimiz biliyoruz. Ve günümüz zamanı, insanları o emeği başka yerlerde kullanmaya itiyor. Anlayacağınız artık kurduğumuz bağlar çoğu insan için birliktelik anlamına gelmekten çıkıp boğan bir bağ haline geliyor.

Burada da bitmedi tabii ki. Bu yazıyı yazmamda bir sebep daha var-aslında daha da sayarım ama sizi bunaltmak istemiyorum-. Bu yazıyı yazıyorum çünkü bu yaz Süper Baba izledim. Hep eskiden okuldan dönüp Süper Baba izleyen kişilere ve onların Süper Baba övüşüne özeniyordum. Dolayısıyla bunu kendim de yapmak istedim. Süper Baba izleyişimi bir yazıda göstermek zorundaydım. Bu da tabii ki Severek Ayrılanları konu alarak olacaktı. Çünkü dizide beni en çok burkan, Fiko ile İpek arasındaki ilişki oldu. Fiko’nun futbolcu olma ve ışıltılı bir hayat hayaliyle, çok sevdiği İpek’i yarı yolda bırakması, İpek’in yıllar sonra mahalleye geri dönüp tam Fiko ile tekrar birlikte olacakken yeni yerler görmesi gerektiğini söyleyerek gitmesi…Fiko ve İpek’in sürekli severek ayrılması. Kepaze zamanların bir araya gelemeyen ilişkileri.

Önceki yazılarda güzel Türkçemiz ve Walter Benjamin’in oturduğu konuk koltuğumuza bugün Bilge Karasu’yu alıyoruz. Bilge Karasu’dan alıntılarla severek ayrılanları konuşmak istiyorum. Buyurun başlayalım.

Fotoğraflar: Levent Kazak

“Yaşamak durmadan ardında bir şeyler bırakarak bir yerden bir yere gittiğimizi sanmak mıdır?”

Bize yürü ya kulum diyorlar. Üzgün müsün? Üzülme, yürü ya kulum. Yoruldun mu? Yorulma, yürü ya kulum. Sevdin mi? Sevme, yürü ya kulum. Bu bazen kariyer için oluyor, bazen de günümüzde dillere pelesenk olan konfor alanından çıkma zorunluluğuyla. Düşünebiliyor musunuz, konfor alanımızdan çıkmak zorundaymışız. Bakın, konfor diyorum. Yaşamımızı kolaylaştıran alan. Ama yok, çıkmak zorundayız. Başka zorluklar görmeli, başka dertlerle başa çıkmalıyız. Eldekiler yetmiyor çünkü. Sürekli söyleyip sizi bunaltmak istemiyorum ama bu kepaze zamanlarda duramazsınız. Konfor alanınızda bile. Sürekli ama sürekli hareket etmek zorundasınız. Sevdalansanız bile sevdiğiniz kişiyi ardınızda bırakıp gitmek zorundasınız. Çünkü artık ilişkiler, sevgilerimiz önceliğimiz değil. Hikayelerimiz sevginin çevresinde oluşmuyor. İlişkiler çoğu zaman gelip geçici olan, yapmamız gereken bir görev. Artık önceliğimiz kendimiz, hikayelerimiz ise kariyerimiz ve geleceğimiz etrafında şekilleniyor.

Bilge Karasu’nun bu cümlesinde benim çok sevdiğim bir nokta var: Bir yerden bir yere gittiğimizi sanmak. Bakın, bir yerden bir yere gitmek demiyor Karasu, bir yere gittiğimizi sandığımızı söylüyor. Atlı karınca misali. Bindik bir ata, gittiğimizi sanıyoruz. Halbuki dön dolaş aynı yer. Arada atlarımızı değiştiriyoruz o kadar. Karasu’nun cümlelerine verdiği özeni ve kelimesi kelimesine düşündüğünü göz önüne alırsak bu cümle öylesine söylenmiş bir söz değil.

Şimdi diyeceksiniz ki ne yapalım. Kendimizi düşünmeyelim mi, doktoraya gitmeyelim mi, Amerika’da bilmem kaç dolarlık işleri geri mi çevirelim? Hayat diyeceksiniz, zorundayız birilerini ardımızda bırakmaya. Herkesi yanımıza alamayız. İlişkinin yenisi bulunur ama böyle bir pozisyon bir daha gelmeyebilir. Haklısınız. Bana söz söylemek düşmez. Buradan kimsenin, sizi seven birini bulursanız sakın bir yere gitmeyin gibi bir anlam çıkarmasını da istemem. Ben sadece bu kepaze zamanlardan şikâyet ediyorum, bu kepaze zamanın ilişkilerinden. Sevgi görmenin ne kadar zor olduğundan konuşmuştuk. Birisi tarafından görülüyorsunuz, onu seviyorsunuz. O da sizi seviyor. Konuşuyor, anlaşıyorsunuz. Kendinizi güvende hissediyorsunuz. Ve günün sonunda ayrılmak zorunda kalıyorsunuz. Şimdi ben bundan şikâyet etmeyeceğim de neyden edeceğim?

…Ama sevildiğinin söylenmesini istemezsin. Beni söylenmemiş bir sevgide boğabilirsin.”

Ne demiştim öncesinde, artık birbirimizi sevdiğimizi dahi söyleyemiyoruz. Karşımızdakinin bizi sevdiğini söylemesinden korkuyoruz. Veyahut karşımızdaki onu sevdiğimizi söylememizden korktuğu için bizden kaçıyor. Herkesin, her şeyin farkında olduğu bir ortamda, hiçbir şey bilmiyormuş gibi davranıyoruz. Onu sevdiğinizi o biliyor, onun sizi sevdiğini siz biliyorsunuz. Yine de elinizden bir şey gelmiyor. Çünkü bildiğiniz bir şey daha var. Yollarınızın ayrılacağı. Birlikte bir yol çizmenin olanaksızlığı veya birlikte bir yol çizmenin korkusu. Melih Cevdet “Yüreğimiz öylesine aşmış ki düşüncemizi diyor. Bana kalırsa artık değişti dünya. Artık, düşüncemiz öylesine aşıyor ki yüreğimizi, birlikte olamayız, sıcak bir hatıra olarak kalmalı, bir hikâyeye dönüşmemeliyiz. Yanımıza alamadan sevgimizi, ardımızda bırakmalıyız. İşte kepaze zamanlar hoş gelmediniz, hoş da gitmiyorsunuz. Buruksunuz ama ne gelir elden.

Bu söylediklerim yetişkinliğe veya romantik ilişkilere özel bir durum değil. Lise sonda üniversiteye hazırlandığım zamanlarda, dershane hocam ilk dersinde şunu söylemişti: “bu sene âşık olmak yasak”. Tabii ilk yazıdan hatırlayanlarınız olacaktır, ben bu yasağı dinlemedim. Hayırlı mı oldu hayırsız mı oldu bilemiyorum. Ama inanın bana, bugün olsa yine severdim sanırım. İnsan aşktan, sevgiden kaçamıyor. Ancak sevginin söylenmesinden, söylenilmesinden, birlikteliğe dönmesinden kaçabiliyor. Öyledir ki, günümüzde sürekli kendini uzaklaştıran insanları, “ben seni üzerim kızım/oğlum”ları, İzzet Günay ve Türkan Şoray’ın günümüz yansımaları olan “yanlış zaman doğru insan”ları duyuyoruz. Sevgi de yetmiyormuş, kariyerimizi bir yere getirip, çıkacak konfor alanı bulamadığımızda, konfor alanında yaşamayı hakkettiğimizde rastlaşacaktık.

Sevgi, üstüne basıp geçenlerin ardından başını gene kaldıran, güçlü bir ottur, merak etme.”

Her ne kadar sorularımın cevabını bilmesem de sizleri bu yazıdan sadece şikâyetlerle göndermek istemem. İçinize en ufak bir umut serpebilir, sizin için geleceğin güzel günlerini en ufak inanılır kılabilirsem, ne mutlu bana. Severek ayrıldığımız insanlar oldu, ileride de olacak. Doğruya doğru. Bu kepaze zamanlar bir anda değişmeyecek. Lakin, sevgimiz her defasında başını kaldıracak. Geçmez dediğimiz ne acılar geçti, ondan başkasını sevemem dediğimiz insanların ardından kaç kişiyi sevdik? Yine seveceğiz. Ve gün gelecek severek ayrılmayacağız. Bir otobüsün, uçağın ardında el sallayan kişi olmayacağız. Sevgimizi içimizde tutmak zorunda kalmayacağız. Çünkü biliyoruz ki, az da olsa dışarıda birbirine tutunmuş, birlikte bir hayat kurmuş insanlar var. Hala masalarda dinlediğimiz tek tük sıcak aşk hikayeleri de. Sizlere severek ayrılmaktan kurtulmanın 5 yolunu veya acınızı dindirecek 5 taktiği veremem. En başında da söyledim, amacım bir çözüm vermek de değil. Arkadaşça sohbet etmek, dertleşmek, şikâyet etmek. Ama bana sorarsanız, sevmekten vazgeçmeyelim, sevdayı savunalım derim. Üstüne basılsa da sevda otumuzun başını kaldıracağını unutmayalım, umudumuzu kaybetmeyelim derim. Hem “zaten kaç kişi kaldık savunan sevdayı?

Yazıyı Süper Baba ile bitirmek istiyorum. Benim söylediklerim etkileyici olmadıysa, Süper Baba olur belki. Fiko, İpek’in gidiş kararından sonra derbeder olmuş oradan oraya savruluyordu. Rasim Baba evine çağırdı Fiko’yu. Rasim Baba benim dizide en sevdiğim, saygı duyduğum isimdir. Dizinin süper babası Fiko olsa da bilge babası, asıl babası Rasim Babaydı bana kalırsa. Neyse. Çekti Fiko’yu, oturttu karşısına. Fiko’nun yüzünden düşen bin parça. “Özlemek de güzel olabilir” dedi Rasim Baba. Ve ekledi: “Yaşanmışlar da bir kazançtır, hatıraları kimse alamaz elinden”.

Rasim Baba sahnesini buradan bulabilirsiniz.

Rüzgârlı bir İstanbul günü. Dökülen yaprakların arasında yürüyorum. Rasim babanın sözlerini hatırlıyorum. Kimsenin elimden alamadığı hatıralarıma tutunuyor, yaşanmışlıkları düşünüyorum. Düşüncelerimi aşamayan sevdaları, severek ayrıldığım insanları.  Anılarımı avuç dolusu su gibi her sabah yüzümüze çarpmanın işe yaramayacağına kimsenin beni inandıramayacağını ve sevgi otumun her defasında başını kaldıracağını biliyor, yazıyı sonlandırıyorum.

Not: Hem kişisel yoğunluklarımın artması hem de yeni yazıyı yetiştirme telaşından dolayı önceki yazıya gelen yorumları cevaplayamadım. Lütfen kusura bakmayın. İlk fırsatta cevaplayacağıma emin olabilirsiniz. İlginiz için çok teşekkürler.

“Kepaze Zamanlarda İlişkiler 3: Severek Ayrılanlar” için 5 cevap

  1.  Avatar
    Anonim

    eline sağlık kalemine sağlık…duygusal bir yazı olmuş

    Beğen

  2.  Avatar
    Anonim

    Çok duygusal ve güzel bir yazı olmuş kahrolsun mu kepaze zamanlar?

    Beğen

  3.  Avatar
    Anonim

    Bu yazı beni bitirdi… Kalan taraf olarak kısa süreli de olsa deneyimlemek zorunda olduğum uzak mesafe ayrılığının kafamda yarattığı soru işaretleri ve bunlara ettiğim isyanlar, kafamda bu konuları rasyonalize edişim -daha doğrusu edemeyişim-, sanki bu yazıyı ben yazmışım. Çok gerçek ve doğal hissettirdi o yüzden okurken. Bu arada konfor alanından zorla çıkmayıverin arkadaşlar lütfen ya zaten hayat sizi çıkarıyor, hayat sürekli değişen bir yer sonuçta. Güvendiğimiz sabit şeyler olmalı bence hayatta, insan bir ay sonrasına ya ayrılırsak diye konser bileti alamıyorsa bunun neresinde gerçek bir ilişki var diye büyük laflar etmekten alıkoyamıycam kendimi şu an. Kısa bir yorum yazmak istemiştim ama maalesef beceremiyorum. Bu yorumu sadece “Ellerine sağlık” demişim olarak baz alabilirsin 🙂

    Beğen

  4.  Avatar
    Anonim

    “Gelecek güzel günleri bekliyoruz, sadece bekliyoruz. Oysa bu asitli günler her şeyi eritiyor.”

    Beğen

  5.  Avatar
    Anonim

    “O ağacın altında uzanmaya devam ettim. Yıldızlar aslında nedir size söyleyeyim: Yıldızlar, acıdan delirmiş insanların gökyüzüne sıktıkları kurşunların açtığı deliklerdir. Bilim adamları sürekli yenilerini keşfettiklerini söylüyorlar. Bunda şaşılacak bir şey yok. Yukarısı bir gün dümdüz olacak.” 🙂

    Beğen

Anonim için bir cevap yazın Cevabı iptal et